BLOG:gokhan tuncisler0 yorum var - 02 Haziran 2008 17:23SERBEST DÜŞÜŞ SANAT + POLİTİKA = GÜÇ Bir ara şöyle bir rivayet vardı duyduğum, Beatles Türkiye’de konser vermiş. Adı üstünde rivayet hatta konser İzmir’de olmuş ama tanık olan kimseyi bulamadım, kendi ailem bile beni kandırıyor olamaz herhalde. Neyse aslı astarı olmayan bir haber, yıllardır duyarım. Gelmek istediğim konu şu 60’lı ve 70’li yıllarda Türkiye’de müzik ortamında ciddi bir potansiyel vardı ve dünya müzik piyasası ile eşdeğer kalitede müzik yapılmakta idi fakat Türkiye’de tam anlamıyla oturmuş bir sektör olmadığından sanatçılar kendi çevrelerinde işi kotarmaya çalışıyorlardı buda çok ileri adım atmalarını engelliyordu. Erkin Koray, Moğollar, Barış Manço, Cem Karaca vs.. gibi isimler yurt dışında birçok insana seslerini duyurmayı başarmıştı. Bugün sektörde harcanan tonla paraya rağmen hala yurt dışında albüm yapamayan müzik sektörünün kurbanları ,yaptıkları müziğin kalitesizliği yüzünden ülke popülaritesini de ayaklar altına aldılar. Fakat 80’li yıllara gelindiğinde olayda birtakım değişiklikler yapılmaya başlandı ,darbenin getirdiği yoksulluk ve İstanbul’a artan göç değişik talepleride beraberinde getirdi. Sinema sektörü sokaklardaki cinsel tacizi azaltmak için erotik filmler çekmeye başladı ve tiyatroda bundan nasibini aldı, müzik ise o dönemler Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki yada İMÇ denilen yani Unkapanı’nda bulunan plakçılar çarşısında sektörleşmişti, bu işlerin başındaki patronlarda gazino ,pavyon sahipleri yada güneydoğudan gelen toprak sahipleri idi, hal böyle olunca kültürel bir değişimde kaçınılmazdı. Eskinin pop sanatçıları birden gözden düşmüş yada türkü ve arabesk müzik yapmaya zorlanmışlardı, birçoğu da bunu yapmak zorunda kaldı çünkü tek kazançları müzik yapmaktı fakat İstanbul’daki potansiyel bu müzik için az olduğundan kırsal bölgelerden türkücü ve arabesk söyleyen kişiler almaya başladık ve İbrahim Tatlıses ,Müslüm Gürses, Emrah, Ceylan vs. birçok yeni yüzle tanıştı Türkiye . Türkiye’de sektör hala aynı kafa ile işliyor ,ortalama 80 yıllık bir zaman dilimini düşünürsek bir tek sanatçıyı dahil dünyaya tanıtamamak çok ironik bir durum . müzik ile ilgili olanlar bilir Amerika’da Atlantic Records’un kurucusu Ahmet Ertegün kimdir. 31 Temmuz 1923'te İstanbul'da doğan Ertegün, Büyükelçi Mehmet Münir Ertegün'ün oğluydu. Babasının görevi dolayısıyla İsviçre, Paris, Londra ve Washington'da eğitim gören Ertegün, 1947 yılında dişçisinden 10 bin dolar alarak kurduğu Atlantic Records'u dünyanın en önemli müzik şirketleri arasına sokmayı başardı. Keşfettiği dünyaca ünlü sanatçılardan bazıları ise şunlardı; Ray Charles, Big Jue Turner, Ruth Brown, La Vern Baker, The Clovers, The Drifters, John Coltrane, Ben E. King, Bobby Darin, Sonny & Cher, Aretha Franklin, Otis Redding, Solomon Burke, Wilson Pickett, Led Zeppelin, Eric Clapton, Crosby Stills Nash & Young, The Rolling Stones, Bette Midler, Roberta Flack, Phil Collins bulunuyor. 14 aralık 2006 yılında hayata gözlerini yuman dünyanın efsane isimlerinden biri tüm dünyada saygı ile anıldı. Ve Arif Mardin London School of Economics'te iş idaresi eğitimi aldi. Daha sonra Berklee Koleji'nde müzik eğitimi gören Mardin, Qincy Jones bursunu kazandı. Kariyerine 1963 yılında Atlantic Records şirketinde Nasuhi Ertegün ile çalışarak başlayan Arif Mardin, aynı şirkete 1969 yılındada başkan yardımcısı oldu.Ahmet Ertegün ve yapımcı Jerry Wexler ile birçok projede birlikte çalışan Arif Mardin, 2001 yılında Atlantic Records'tan ayrıldı ve kendi markası olan Manhattan/EMI Records için çalışmalara başladı.Mardin, şarkıcı Norah Jones’u bu dönemde büyük üne kavuşturdu. 40 yılı aşkın sürelik kariyeri boyunca 40 altın ve platin albüm ödülü kazanan Mardin, 15 kez aday gösterildiği Grammy ödülünü 12 kez kazandı. Kaliteli müzik dinleyin,iyi gelir. |